Kuşlar da Gitti
"AZAT BUZAT BENİ CENNET KAPISINDA GÖZET…"
Bir zamanlar günahlarını affettirmek veya sevap kazanmak isteyen insanlar esir azat ederlermiş. Esir azat edecek kadar parası olmayanlar da cami önlerinde kuş satan çocuklardan kuş alarak onları azat eder ve "Azat buzat beni cennet kapısında gözet" derlermiş.
1978 yılında yazılan "Kuşlar da gitti" romanında bu kuşları satan çocukların hikâyesi anlatılır. Bu çocuklar, göç sırasında İstanbul Florya'da mola veren çeşit çeşit binlerce kuşu kurdukları tuzaklar ile yakalayarak Taksim, Sirkeci, Eyüp gibi şehrin en kalabalık yerlerinde veya cami, kilise, sinagog gibi ibadet yerlerinin bahçelerinde azat buzat satmaya çalışırlar.
Kuşlar, yıllar geçsede göç yollarını hiç değiştirmezler. Ancak ne var ki İstanbul artık eski İstanbul değildir. Her geçen gün içinde yaşayan insanlarla birlikte değişmekte, çürüyen, kirlenen yüzü ile yavaş yavaş yok olmaktadır.
Eskiden günde yüzlerce kuşu azat eden İstanbul, şimdi onların yüzüne bile bakmaz. Sadece kendi menfaatini düşünerek İstanbul'dan bir karış daha fazla toprak elde etmenin hevesine düşmüş insanlar birbirlerine bile düşman gibi bakarlar. Sokaklarında yalnız birbirlerine gösteriş yapmak, yalnız para kazanmak için yaşayan, insanlıklarını unutmuş yaratıklar vardır.
Kafeslerin içinde azat edilmeyi bekleyen kuşlar en fazla birkaç gün dayanabilmekte, sonra ölmektedir. Kuşçu çocuklar da böyle olsun istemez aslında, acırlar kuşlara. Ama onlar kuşçudur. Kuşçular kuş tutarlar. İstanbul'da onları azat buzat eder. Eğer İstanbul onları azat etmezse, o zaman geriye yapacak tek bir şey kalır.

KARAKTERLER
Başkarakter: Adı belirtilmemiş. Kendi ağzından hikaye anlatılıyor.
Kuşçular: Semih (Bıçkın), Hayri (Üç köşe gözlü), Süleyman (Uzun)
Kuşçularla kavga edenler: Tuğrul (Bekçibaşının oğlu), Hüseyin
SÖZLER
"-İnsanlık öldü mü? -Yok, ölmedi, ölmedi ama bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde."
"Umutların öldüğüne iyice inandığın bir anda insanlık, bin bir yönden açan bir ışık-umut çiçeğiyle birden aydınlanıverir."
"Şu Taksim alanında birbirlerini ezenler, o kadar insanın içinde hak tuu, diye ortalığa tükürük savuranlar, sümkürenler, sümüklerini ağaç gövdelerine sürenler, hasta yüzlüler, vıcık vıcık boyalılar, suratlarından düşen bin parça olanlar, düşman gözlüler, gülmeyenler, birbirlerine düşmanlar gibi, birbirlerini yiyeceklermiş gibi, birbirlerinin gözlerini oyacak, kuyusunu kazacaklarmış gibi bakanlar, korkanlar, utananlar, bunlar mı, korkanlar, ben ben, ben, diyenler, bunlar mı? Kuşlar da gitti…"
"Altına hücum gibi, arsaya hücum başladı İstanbul'da. Bir karış arsa için İstanbul'un bu açgözlü canavarları birbirlerinin gözlerini oyacak, birbirlerinin ırzlarına geçecek, birbirlerini boğazlayacak, kıtır kıtır kesecekler. Bir avuçluk arsa toprağı için. Gelecek yıl işte burada, şu bakır rengi dikenliğin yerinde için bulanmadan bakamayacağın çirkin beton apartmanlar, villalar yükselecek. Sokaklarında yalnız birbirlerine gösteriş yapmak, para para, yalnız para kazanmak için yaşayan, insanlıklarını unutmuş yaratıklar caka satacaklar. Otomobiller yüz elli, iki yüz kilometreyle Londra asfaltında insan ezerek buraya girecek. Belki kuşlar çok derin, eski bir içgüdüyle buraya, o zaman kesilmiş olacak olan şu ulu çınarın üstüne, göğüne uğrayacaklar, bir an duraklayıp bir şeyler arayacak, bir şeyleri anımsamaya çalışacak, beton yığını evlerin üstünde küme küme dolaşacak, konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler."
"Cehennem yerinde hiç ateş yoktur, herkes ateşini buradan götürür."
