Serdar Kılıçsel | Kitap Özeti | Binboğalar Efsanesi
Binboğalar Efsanesi - Yaşar Kemal
Türkiye Roman

Binboğalar Efsanesi

Yaşar Kemal

Yayınevi Yapı Kredi Yayınları
Sayfa 290
Kategori Türkiye Roman
Özet tarihi 2019/03
Tahmini okuma 2 dk
Görüntülenme 2653

"HIZIR İLE İLYAS BULUŞSUN, İKİ YILDIZ TEK YILDIZA DÖNÜŞSÜN..."

Bir ucu Horasan'da bir ucu Türkmenistan'da olan Türkmenler 1876'da Çukurovada Osmanlıyla bir savaşa tutuşur. Osmanlı, Türkmeni yerleştirmek, toprağa çakmak, ondan vergi almak, onu asker etmek ister. Türkmense buna karşı koyar. Dövüş beter olur, bu dövüşte Türkmen yenilir ve iskan edilir. O gün bugündür bu yenilginin acısı, iskanın kepaziliği hiçbir Türkmenin yüreğinden çıkmaz. Savaşta yenilmelerine, zorla iskan edilmelerine, sürülmelerine karşın Türkmenin hepsi buna boyun eğmez. İskandan, sürgünden kaçanlar gene eski yaşamlarını, konup göçmeyi sürdürürler. Ama Yörüklük gittikçe zorlaşarak bugüne kadar gelir, hele bugünlerde iyice çekilmez bir hal alır.

binboğalar efsanesi

Altmış çadırlı bir Türkmen obası olan Karaçullu obasının en yaşlı adamı demirci Haydar Ustadır. Dedelerinden miras kalan ustalığıyla kendisi de kılıç yapmaktadır. Dövmesi ve işlemeleri onlarca yıl süren bir kılıç ile uğraşıp durmaktadırlar. Ancak artık obanın bu kılıcın bitmesine tahammülü kalmamıştır. Kılıç bitse bile artık padişahlık mı kalmıştır. Kim bu kılıç karşılığında kendilerine yerleşmeleri için toprar verebilir ki. Zaten şimdiye kadar şu dünyada kendilerine ait tek bir yer bulamadıklarından yazın yaylak kışın kışlak derdiyle boğuşur dururlar. Özellikle bu kışı geçirdikleri Çukurova analarından emdiklerini burunlarından getirmiştir. Böylesi bir yoksulluğu, rezilliği hiç yaşamamışlardır.

Beş mayısı altı mayısa bağlayan gece, denizlerin ermişi İlyas ile karaların ermişi Hızır her yıl olduğu gibi bu yıl da buluşacaklardır. Eğer bir yıl buluşmayacak olsalar denizler dalgalanmaz, topraklar çiçeklenmez, kuşlar uçmaz, ekinler yeşermez. Buluştukları yer de o yıl bolluk bereket içerisinde bir yıl geçirir. Buluştukları an, biri mağrıptan, biri maşrıktan iki yıldız doğar, yıldızlar Hızırla İlyasın buluştuğu yerin üstüne kayarak gelir, birbirlerinin elini tutarken onlar da birleşir, tek bir yıldız olurlar. O an her şey durur, akarsular akmaz olur, yeller esmez, denizler dalgalanmaz. Dünya bir an için ölür. İşte bu gece sabaha kadar insanlar birleşen yıldızları görmek için evlerden dışarılara uğrarlar, yüksek yerlere çıkarlar. Kim ki gökyüzünde yıldızların birleştiğini görür, o anda ne isterse olur.

Haydar Usta da Hıdırellez gecesi geldiğinde herkese haber salmış, bu gece her kim yıldızların birleşmesini görürse yörükler için Çukurdan toprak, Aladağdan yayla isteyecektir. Yeter ki yıldızlar gözüksün der. Yeter ki bekleyenler uykuya dalmasın, yeter ki yüreğinden bir kötülük geçmesin bekleyenin.

Yörükteki herkesin ortak derdi kalacak bir yer bulamamak olsa da farklı şeyler istemeyi düşünenler de vardır. Kimi asil bir şahin isterken, kimisi gurbet ellere giden sevdiğini son bir kez daha görmek ister. Kimi hapse giren babasının çıkmasını isterken kimisi bu yerden kurtulmak ister. İşte böyle bir gecede herkes gözünü kırpmadan Hızırla İlyasın kavuşmasını bekler. Sabaha karşı kimileri uykuya yenik düşmüşken kimileri de pür dikkat gökyüzüne bakmaya devam etmektedir. Yıldızların tüm azametiyle birleştiği o ana sadece birisi şahitlik eder ve yüreğinden dileğini geçirerek Hızırdan niyazda bulunur. Haydar Usta o çok istedikleri topraklara kavuşmanın hayali gerçek olacak mı diye merak içerisinde beklerken Hızırı kimin gördüğünü ve ondan ne istediğini kimse bilmiyordur.

binboğalar efsanesi

Arka Kapak

Yüzyıllarca yerleşik düzene geçmemek için direnen Türkmenler'in romanı Binboğalar Efsanesi Hıdrellez şenliklerinde, göçerlerin kış için sığınacak topraklar bulma dilekleriyle başlar. Ancak, kış onlar için bir yok oluş öyküsüne dönüşecektir.
Yörüklerin yok oluşuna yakılmış bir ağıt.
"Yaşar Kemal bir kültürün nasıl yittiğini Binboğalar Efsanesi ile sarsıcı bir biçimde betimledi." - Allan Sandström, Wasterbottes Kurriren, (İsveç)
"Yaşar Kemal'in yazdıkları, bu evrenin çöküşünü, ondokuzuncu yüzyılda başlatılan ve yirminci yüzyılda ansızın piyasa ekonomisine geçilmesiyle sonuçları şaşırtıcı boyuta ulaşan zorunlu yerleşik yaşamın getirdiği tarihsel çöküşü anlatır."
- Jean-Pierre Deleage,

Tüm kitap özetlerine dön